Pazar, Temmuz 27, 2008

Criticising the criticism

Dün nihayet haftalardır beklediğim an geldi, Batman: The Dark Knight'a gittik efendim. Milyonlarca kişi de gitti vizyona girdiğinden beri, hasılat rekorları bir bir kırıldı vesaire. Filmden uzun uzun bahsetmeye lüzum yok, herkesin beğenisinin kendine olduğunu da belirtmek gerek. Bir filmin çizgiroman uyarlaması olması "en iyi film" olmasına engel olmaz, tıpkı bol oscarlı, "kült" sayılabilecek bir filmin "en iyi film" olması gerekmediği gibi. En iyi film diye bir şey yoktur aslında, herkesin kendi favori filmi, bunun için de kendi nedenleri vardır. Ben The Dark Knight'ı çok beğendim. Bana kalırsa her şeyden önce, yapılan o kadar reklam, uyandırılan o kadar beklentiye rağmen hayalkırıklığı yaratmamış olmasından dolayı övgüyü hak ediyor DN. İnsanlar olağanüstü bir film bekleyerek gittiler, izledikleri de öyle bir film oldu. İnsanlar inanılmaz bir Joker performansı bekleyerek gittiler, izledikleri de öyle bir performans oldu. İnsanlar etkileyici, sürükleyici bir senaryo bekleyerek gittiler (birçok Batman filmi olduğu için halihazırda), izledikleri de öyle bir senaryo oldu. Ee, daha ne? Nedir bu hata avcılığı, yok efendim kullandıkları sonar izleme sistemi çok saçmaymış, yok Maggie Gyllenhaal çok başarısızmış, yok Two Face'in hikayesi çok kısa tutulmuş. Yetti yahu.
Nihayet asıl bahsetmek istediğim konuya giriyorum böylece sinirle: Ekşisözlük ukalalığı. Titiz olmak güzel şeydir, herkes de her şeyi beğenmek zorunda değil. Ama önyargı ve ukalalık çok tatsız şeyler, ki her ikisi de bolca bulunuyor bazı sözlük yazarlarında. Sözlük yazarı olmak her lafı doğru olmak, her beğendiği güzel olmak demek midir de bu derece hunharca eleştiriliyor her şey? Ben sözlük'te okuduğum bazı eleştirileri hiç gerçekçi bulmadığım gibi, samimiliklerinden de şüpheliyim; bir farklılık özentisi, bi "herkesin beğendiği şeyi beğenmem" tavırları, bi hiçbir hatayı gözden kaçırmayıp üstüne destan yazmayı marifet sanma durumu gözlemliyorum bu entrylerde. Dark Knight, IMDB Top 250'de birinci sıraya yerleşti diye yapılan reklamların insanları gaza getirdiği, bir Batman çılgınlığı başladığı yönünde tez yazmış birtakım insanlar (hatta bazıları daha filmi izlemeden). Benzeri bir tez de onların üzerine yazılamaz mı? Başlığı da "bir şey çok beğenildi diye onu didik didik eleştirmeden duramayan, muhtemelen de işi gücü olmayan densizler" olamaz mı bu tezin? "Henüz dahi anlamındaki "de"yi ayırmayı bilmeden niye herkes tarafından okunacak yazılar yazıyosun, kendini ne cesaretle film eleştirmeni ilan ediyosun" diye sormazlar mı adama? Utanmadan sırf Heath Ledger öldü diye filmin çılgınca oy aldığını, daha ilginci ticari çıkarlar sonucu IMDB sonuçlarıyla oynandığını, insanlara oy versinler diye para verildiğini iddia edebiliyorlarsa her şey mümkündür vallahi. Ekşisözlük'e uzun zamandır içerliyordum, Iron Man ile ilgili "o başroldeki adam hiç iyi değildi" gibi beyanlarda bulunan daha Robert Downey Jr'ın adını bile duymamış yüce sinema üstadlarının sözlük'te cirit atması da beni iyice sinirlendirmişti. Bu da son nokta oldu. Artık okumuyorum kardeşim sözlük mözlük.

Çarşamba, Temmuz 09, 2008

The Art of Imitation

Geçen gün bi arkadaşımın ayakkabısını inceliyordum, baktım Roberto Cavalli. "Aa", dedim "kaç para verdin buna?" Bilmiyomuş Roberto Cavalli kimdir nedir, evin oradaki ayakkabıcıdan almış bu "sahte" ürünü. Sahte olduğunu anlamak için uzman olmaya falan da gerek yoktu, içindeki yazının uydurukluğundan belliydi bi defa...

Gelgelelim her zaman durum böyle olmuyor; gerçeğinden ayırması çok güç, etiketlerinden kutularına kadar birebir taklit kıyafetler, aksesuarlar bolca bulunuyor etrafımızda. Bunlara en çok da ebay, gittigidiyor gibi açık artırma sitelerinde rastlıyoruz. Çoğu satıcı ürünlerinin %100 orijinal olduğunu iddia ediyor, kimileri de doğru söylüyor. Taklit mi, gerçek mi anlamak zor. Fiyatlarına bakarak çokbilmişlik de yapamıyoruz, "bu kadar ucuzsa sahtedir canım" diyemiyoruz, zira bazıları hiç de öyle ucuz değil (gerçeğinden ucuz olmakla birlikte) ve parmak ısırtacak kalitedeler. Bunları satan insanlar belli bir kalitede kıyafet ve aksesuarlar üretip, marka isminin getirdiği fiyat fazlasından yararlanmak istiyor. Sahte ya da gerçek, öncelikle tasarımcı ürünlerini yok pahasına almaya çalışmanın veya doğrudan taklit almanın nedenini anlamak, araştırmak gerek. Ben sosyolog değilim, derin okumalar yapmaya niyetim yok bu konuda; yine de üzerinde biraz düşünülmesi gereken bi konu olduğuna kanaat getirdim. Öncelikle "neden marka giyiyoruz?" sorusuna kafa yormak gerek. Bana kalırsa marka giyen insanları sebeplerine göre üçe ayırabiliriz:

  1. Sırf statü belirtisi olarak, sırf parası olduğu için (genelde koca koca logolularını tercih ederek) marka kıyafet alıp giyenler.
  2. Bir tasarımcının tarzını özellikle beğenip onun ürünlerini yeğleyenler.
  3. Tasarımcı ürünlerin kalitesini, dayanıklılığını, her zaman moda oluşunu göz önünde bulundurup bunlara verdikleri paraya acımayanlar.

Bile bile taklit mal alan insan türünü ise bu grupların hiçbirine sokamayacağım. Bence modayı iç iç içe bir sürü halka olarak gözümüzde canlandırabiliriz. Moda her zaman kendisini tekrarlar (giyilebilir kıyafetleri içeren modadan söz ediyorum, podyum çılgınlıklarından değil) ve moda hemen her katmanda aynıdır. Açıklayayım. Mesela yüksek belli etekleri ele alalım. Belki 30 yıl önce modaydı, şimdi moda, 30 yıl sonra da tekrar moda olabilir. Modanın en iç halkasını tasarımcı ürünleri şeklinde ele alalım, créme de la créme diyelim hatta. Prada bu yüksek belli eteklere yer verdi diyelim koleksiyonunda, ardından Chloé verdi, ardından ne bileyim Marc Jacobs verdi. Daha sonra dış halkalara, daha hesaplı mağazalara ulaşacaktır bu etek üç aşağı beş yukarı benzer tasarımlarla. Mangoymuş, Zaraymış, Bershkaymış, hemen hepsinde bulunabilecektir. Günümüzün iletişim teknolojileri ile bu "daha sonra" oldukça kısa bir zaman dilimi anlamına gelmektedir. Demek istediğim, sırf belli bir ürünü yalnızca belli bir tasarımcıdan bulabiliyoruz bahanesiyle taklide baş vurma günleri geride kaldı.

Emek, alınteri, falan filan konularına ise hiç girmeyeceğim. Rağbet görmeye devam ettikleri sürece ne korsan kitaba çare bulunur, ne de sahte tasarımcı ürünlerine. Korsan kitabın cazibesini gene bir yere kadar anlayabilirim. Yeni bir kitap okumanın, onu sindirip bitirdiğinde uzun uzun düşünmenin, gerekirse tekrar okumanın zevki hiçbir şeye benzemez. Peki ya koluna sahte bi Louis Vuitton takıp gezmenin zevki? Bunu önce de anlamadım, şimdi de anlayamıyorum.

Bu kadar serzenişten sonra yine bir öneri getireyim; daha doğrusu alıp denediğim ve çok memnun kaldığım bir ürünün masumca reklamını yapayım. Tırnakları kuruluktan dolayı soyulanlar, güçsüzlükten dolayı kırılanlar, sağlıksızlıktan dolayı pürüzlenenler için Sally Hansen Diamond Cuticle Tırnak ve Tırnak Eti Kremi'ni öneriyorum. İçinde gerçekten mikroskopik elmas parçaları olan bu ürün mis gibi de hindistan cevizi kokuyor. Günde bir kez ya da daha iyi sonuç almak için her sabah ve akşam tırnaklarınıza ve etlerine, onları nemlendirecek şekilde uyguluyorsunuz. Bu kadar basit.

Cuma, Temmuz 04, 2008

End of an era

Sonunda mezun olduk. İki güne yayılmış olan törenlerden ilki acı verici uzunlukta ve gayet saçma içerikliydi. Garanti Bankası bilmemne yöneticisinin bile çıkıp konuşmasından mı bahsedeyim, sözde öğrencilerle ilgili olması gereken törende rektörün "ben yaptım, ben ettim..." sözlerini bolca tekrarladığı, araya "installation", "challenge" gibi yabancı kelimeler kattığı işkencevari nutuğundan mı. Asıl ailelere yazık olduğu kanısındayım zaten, hiç mi hiç umurlarında olmayan insanları saatlerce o sıcakta dinlediler. İkinci gün ise kısa tutulmuş, duygusal bir diploma töreni yaşandı. Her bölüme ayrı saatlerde, ayrı salonlarda randevu verilmişti, yarım saatte oldu bitti işte. Ardından fotoğraflar, falan filan derken diplomalar elimize tutuşturuldu, mezun olduk. "Mezuniyet modası" şeklinde sözlerime devam edersem balo gecesi anlaşılacak diye endişeleniyorum; hayır efendim, baloyu (baloya değil) teşrif etmedim, kendimce sebeplerden ötürü. Fakat duyduğuma göre bembeyaz gösterişli tuvaletlerden tutun, yazlık alelade penyelere kadar uzanan geniş bir giysi yelpazesi göze çarpmış. Bunları, kendisi de şatafatlı denebilecek bir elbise giymiş olan Selen'den öğrendim. Siyah-beyaz eğik çizgili, satenvari elbisesinin göğüs dekoltesinde beyaz taşlı bir bölüm vardı. Yine uçları taşlı ayakkabısı ve benim ödünç verdiğim beyaz taşlı pırlanta çakması küpelerle şıklığını tamamladı. Fakat başına gelecekleri önceden tahmin etmiştim ben (sarhoşluk bölümünü olmasa da). Gerek topuklu ayakkabı giymeye alışkın olmadığından, gerekse ayakkabısının "vurucu" yapısından, Selen geceyi ayakkabısız ve ayağına ne idiğü belirsiz şeyler saplanmış olarak tamamlamış. Ayağının dört bir yanının yara olması da cabası. Kep töreni modası ise hayli enteresandı. Tahmin etmediğim kadar gösterişli giysiler ve topuklu ayakkabılar giymişti arkadaşlarım. Kırmızı elbiseli, 8 cm topuklu stilettolar giyen de vardı, yine sadelikten şaşmayıp kumaş pantolon - beyaz gömlek giyen de... Kimi sivri zekalılar ise yanlarında çanta getirip bir de utanmadan cüppenin koluna asmışlardı. Herkes iyice büyümüş gözüktü böylece gözüme.

Bahsetmek istediğim başka bir şey de yine bir web sitesi. Modayla ilgilenen birçok kişi bu adresi duymuş olabilir, fakat Türkiye sakinleri için pek kullanışlı olduğu iddia edilemez www.ideeli.com'un. Bu sitede tasarımcı ürünü kıyafet ve aksesuarlar ya yarı fiyatından bile aza, ya da "giveaway" başlığı altında BEDAVAYA veriliyor. Yalnız bu ürünlerden çok sınırlı sayıda olduğu için üyeler arasından yalnızca çekiliş sonucu kazanan kişiler bunları elde edebiliyor. 1st row ve 2nd row şeklinde ikiye ayrılıyor üyelikler. 1st row için cüzi bir miktarda para ödemek gerekirken 2nd row ücretsiz. Bununla bağlantılı olarak giveaway ürünler sadece 1st row'lara veriliyor, yine indirimli ürünler de onlara daha önce sunuluyor. Türkiye'den istesek de 1st row üyesi olamıyoruz, zira bunun için amerikan gsm operatörlerinden birini kullanıyor olmamız gerek, bütün bilgiler cep telefonuna iletiliyor. Aynı zamanda Türkiye'ye kargo da yok, illa ki kargo olan yerlerden birinde tanıdığınız falan olacak. Yine de prensipte güzel bir site, normal şartlar altında bu ürünleri almaya parası yetmeyecek birçok insan buradan bir şeyler kazanıyor. Ayrıca bu yazdıklarımı Amerika'dan okuyan biri çıkarsa (tabi...) (ingilizce yazmadığımı da hatırlatıyorum kendime tekrar) (yazabilirim aslında), işine yarar bakarsınız!