Cuma, Mart 21, 2008

Makyaj Tüyoları 1: Gözler makyajla nasıl büyütülür?

Bütün kadınlar büyük gözlü olmak ister, bu bir gerçek. Bazıları doğuştan Anne Hathaway'inki gibi gözlere sahip olacak kadar şanslıyken diğerleri makyaj hilesine başvurmak durumundadır. Gözleri büyük göstermenin ilk ve en önemli adımı doğru rimeli seçmektir. Yine bazı insanların kendiliğinden uzun ve kıvrık kirpikleri vardır. Ne güzel. Ama bizim yok. Bu durumda güzel bir rimel seçmemiz gerekiyor kendimize. Ben kendi adıma daha önce de belirttiğim gibi Giorgio Armani Maestro'yu tavsiye edeceğim. Kirpikleri topaklandırmadan uzatıyor ve hacim veriyor. Bundan önce MaxFactor Masterpiece kullanmıştım, o da fena değildi ama Maestro ile kıyaslanamaz. Daha önce ise Maybelline XXL kullanıyordum, şu iki taraflı olandan. O da kirpiklerde inanılmaz bir etki yaratıyordu fakat 2 kat sürülmesi ve özellikle beyaz tarafının silikon desteğiyle kirpikleri uzatması fena bi topaklanma yaratabiliyordu. Kirpiklerin kıvrıklığına gelince, bunu söylemek beni yeise soksa da, KİRPİK KIVIRAN RİMEL YOKTUR arkadaşlar. Eğer düz kirpikliyseniz (ok kirpikli) mecburen kirpik kıvırıcısı kullanacaksınız. Kirpik kıvırıcı olayında bir numara ise Shu Uemura'dır, fakat Türkiye'de bulunup bulunmadığından emin değilim bu markanın ürünlerinin. Fırçaları da pek hoş. Kirpikleri kıvırmanın diğer bir yolu ise 2 ay kadar dayanan kirpik perması işlemi. Birçok büyük güzellik merkezi ve kuaförde (örnek: M.O.S.) yapılan bu işlem, aynı saça yapılır gibi, kirpiklerin ilaçlanarak ince bir çubuğa sarılması ardından yarım saat kadar bekletmek şeklinde uygulanıyor. İsterseniz boyuyorlar da kirpiklerinizi. Sonuçta gerçekten çizgi film karakterlerine yaraşacak sevimlilikte, kıvrık ötesi kirpiklere sahip oluyorsunuz. Bunun tek eksisi kısa kirpikli arkadaşlara yönelik, bu işlem kirpiğinizi kıvırıyor ve boyatırsanız koyulaştırıyor fakat uzatmıyor elbette. Üstüne bi de rimel sürmeye kalkarsanız da fena, yapış yapış bir görünüm alıyor. Son olarak da (tabi son çare olarak demek istemiyorum çünkü ben tercih ediyorum gayet bu yöntemi) takma kirpik kullanabiliriz. Bunlar hem uzun, hem çok hem de kıvrık olacaktır. Artık bunları uygulamak da çok kolay, sanılanın aksine düşme riskleri neredeyse hiç yok. Revlon'unkileri beğeniyorum ben özellikle. Neyse, bir şekilde kirpiklerimizi uzattık, kıvırdık diyelim.
Şimdi göz kalemine geçiyoruz. Bazı güzellik uzmanları size gözü büyük göstermenin yolunun gözün içine beyaz kalem çekmek olduğunu söyleyebilir. 35 yaşın üstündeyseniz belki bir derece doğru olabilir bu, ama yine de Bülent Ersoy'a benzeme riski var. No way. Tenimizin ve saçımızın rengine göre (mesela ben çok açık tenliyim, koyu kahverengi, koyu yeşil ya da siyah kalem kullanıyorum) yumuşak uçlu, kaliteli bir "crayon" seçiyoruz. Ben Christian Dior'un waterproof ve yine M.A.C.'in waterproof göz kalemlerini beğeniyorum. Açık renk olmamasına dikkat edelim kalemimizin. Kalemi alıyoruz ve gözümüzün asla ama asla içine değil, tam kirpik altından, boşluk kalmayacak şekilde göz altımıza çekiyoruz. Gözlerimizi iyice büyütmek için kalemin niteliğine göre ya parmak ucumuzla, ya da bir fırçayla dağıtarak (eroinman gibi gözükecek kadar değil ama) buğulu bir görünüm elde ediyoruz. Daha büyük ve dramatik bir görünüm için göz kuyruğumuza kadar çekiyoruz kalemi. Bazı insanlar eyeliner çekmeyi tercih ediyor gözün altına. Eğer amacınız gözünüzü büyük göstermekse bundan kaçınmanızı öneriyorum. Zira eyeliner son derece kesin bir çizgi halinde olacak, bizim gözümüzün sınırlarını bulandırıp olduğundan büyük imajı verme planımızı baltalayacaktır.
Yine bazı insanlar göz kapağına eyeliner çeker. Bana kalırsa doğallıktan uzak, badana yapmış görünümü veren bir şey gözün üstündeki eyeliner. Onun yerine "dipliner" tabir edilen, küçücük, ipince uçlu üründen alın. Markası önemli değil. Bunu dikkatlice göz kapağınıza, kirpiklerinizin
tam üst kısmına sürün. Biliyorum, düzgün dipliner çekmek hiç kolay değildir ama sonuç bu çabaya değer, zaten bir süre sonra alışacaksınız. Yine dramatik bir görünüm için dipliner'ı göz kuyruğunuza kadar çekin, hatta alttaki göz kaleminizle birleştirip badem şekli verin gözünüze. Yine takma kirpik taktığınızda birleşme yerine dipliner sürerek saklayabilirsiniz.
Son olarak da fardan bahsedelim. Ben 21 yaşında, öğrenci bir insan olarak günlük hayatımda fara pek rağbet etmesem de, farın da gözleri büyütmeye katkıda bulunduğu kesin. Yine çok açık renklerden kaçınmamızı öneriyorum öncelikle. Kahverengi, siyah ya da gri tonlarından bir far seçelim kendimize. Hatta mümkünse 2li bir far seçelim ki (koyu gri, açık gri örneğin) gölgeli bir tonlama yapabilelim. Eğer ikili far uygulayacaksak göz dibinde en koyu olmak üzere yukarılara doğru açılan bir tonlama yaratmamız yerinde olur. Lütfen ama lütfen farı çok yukarılara kadar sürmeyelim, rakun görünümü elde etmeye çalışmıyorsak. Göz kapağımızın kavis yaptığı yere kadar, gözlerimiz tam açıkken birkaç milim gözükecek şekilde sürmeliyiz farı. Dramatik bir görünüm için yine kuyruğa dek uzatabiliriz. Ayrıca yine buğulu bir görünüm için, farı aplikatörün uç kısmını kullanarak göz altına, kalemi sürdüğümüz bölgeye sürebiliriz. Özellikle renkli bir far sürdüğünüzde, bir ton koyusunu göz altına sürmeniz hoş bir görünüm yaratacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kalın sürmekten kaçınmak.

Pazartesi, Mart 17, 2008

2008 İlkbahar-Yaz Modası: Sandaletler

Bu sezon sandaletler ilginç bir ikilemin malzemesi oluyor. Kahverengi, deri ya da deri görünümü verilmiş, doğal tonlara yakın, gösterişsiz, sessiz sakin sandaletler de, zarif ayrıntılı, dore ya da lame, şatafatlı sandaletler de görülebilecek ayaklarda. Bu doğal görünümlü sandaletlere tahta dokulu, dolgu topuklar daha çok yakışsa da, yine benzer malzemeden yapılmış ince topuklar da eksik değil. Tabii ki doğala dönüş, topuksuz sandaletlere de ağırlık verilmesine neden oluyor. Gerek çok sade, ayrıntısız olsun, gerek yine dore ayrıntılar içeriyor olsun, düz sandaletler moda; özellikle de parmak arası olanları. Birkaç tanesini görelim bakalım.

Louis Vuitton nedense sadece çanta üretiyormuş izlenimi veren bir marka. Oysaki yandaki "pump"a bakarsak dorenin gayet ayrıntılı, göze hoş gelen bir biçimde kullanıldığını görüyoruz Louis Vuitton sandalette. Ortada bölümde de sağolsun hiçbir üründen eksik olmayan logo oluşturulmuş kesişen bantlar ile. Yine de topuğun yüksekliği ve dokusu olsun, ayakkabının tadında bırakılmış gösterişi olsun, alıp giyerim ben bunu dedirtiyor.







Solda Fornarina marka dore desen değil lame desen değil (ama ısrar ederseniz lame derim) sandaleti görüyoruz. Fornarina çok cici ayakkabılar üretiyor gerçekten, hatta en son kozumu yine Fornarina marka bir sandalet ile sona saklıyorum. Bu sandalete baktığımızda nispeten alçak bir topuk görüyoruz, fakat bu yürüyüşü kolaylaştırırken zerafeti de azaltacaktır, unutmayalım. Bana kalırsa dore veya lame sandaletler ya düz ya da ince, yüksek topuklu olmalı.


















Evet yukarda Aldo marka iki adet sandalet görüyoruz. Yeri gelmişken söyleyeyim ben bu markayı çok seviyorum. Hem fiyatları uygun, hem muhteşem ayakkabıları var. Üstteki açık dore tonlu sandaletin topuğu geri kalanıyla aynı dokudayken, alttaki daha lameye kaçan ayakkabıda tahta türü topuk görüyoruz. Sanırım alttaki sandaletin yukarıdaki Louis Vuitton'a olan benzerliği dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Aynı modelde ama daha uygun fiyatlı ayakkabı isteyenler için uygun diyebiliriz bu sandalete.


Dolgu topuklara geçecek olursak, solda ince, kahverengi deri bantlı, espadril biçimi Burberry wedge'i görüyoruz. Benim kişisel görüşüm de, bu renge bu tür ve bu dokuda topuğun yakıştığı yönünde. Burberry İngiliz sadeliğini şıklıkla birleştirmesi ile tanınan bir marka zaten, "yaşlı" markası yaftasını ise Prorsum serisiyle yenmiş durumda. Bu sandaleti bej ya da kemik bir etek, floral bir üst ve kendisiyle aynı tonda bir çantayla düşünmek çok kolay. Ben bazı insanlarca zevksizlik örneği olarak görülen sandalet içine çorap giymeyi ise, baharda bu sandaletin içine bej tonunda, kendinden desenli bir çorap olmak şartıyla kabul edilebilir buluyorum.
















Bu iki dolgu topuklu sandalet ise yine Aldo ürünü (Aldo'ya kıyak mı geçiyorum ne). Tabii alttakine dolgu topuk demek ne derece doğru bilmiyorum. Bence içi boş dolgu topuk (oxymoron oldu ama) son derece lüzumsuz ve yeni bir şeyler icat etme telaşı içinde sınırlar zorlanarak üretilmiş bir model. Tedavülden derhal kaldırılmalı. Yine de objektif yaklaşarak, bir beğeneni, alanı vardır demek lazım. Üstteki ise bu sezonki bantları ve topuğu naturel görünümlü, slingback sandaletlerin bir prototipi adeta, hem de gayet güzel bir örnek. Alttaki sandalet topuğundan kaybetse de hem bilekten bağlanması, hem de öndeki bantların gelişi açısından zarif bir model olarak nitelenebilir.

Bu kez sağda River Island markalı wedge'i görüyoruz. Yine naturel tonlar, naturel topuk akımını yakalamakla birlikte, elbette fiyatı göz önünde bulundurulduğunda doğal karşılanacak kusurları olduğunu belirtmeden geçemiycem. İlk olarak bantların bileğe doğru ilerleyiş tarzı kafamı kurcaladı. Model olarak güzel dursa da ayağa giydiğinizde garip durma riski var böyle bir modelin. İkincisi ise, hunhar benzetmeler yapmaktan kaçınmaya çalışmama rağmen "sunta" görünümlü topuğu. Dolapların arka yüzü falan yapılıyor bu maddeden, ayağa giymek için iyi bir seçenek olduğundan şüpheliyim.


Şimdi izninizle topuksuz sandaletlere geçiyorum. Hemen sağda Louis Vuitton bir flat görüyoruz. Kendimi tekrar etmek pahasına, Louis Vuitton'un logo aşkına değinicem, bu modelde de son derece şirin olsa da LV logosu eksik değil. Yine naturel tonlar yakalanmış, LV çiçekleri ile de hoş bir renklilik yakalanmış. Ayakta hem rahat hem güzel duracak bir model.




Aşağıda gördüğümüz düz sandalet yine son derece sade bir Burberry ürünü. Koyu kahverengi bantlar Burberry deseni diye tabir edebileceğimiz ekose içinde bulunan tonlarla renklendirilmiş. Hasır görünümlü taban göze çarpıyor. Yukarıdaki Louis Vuitton'a göre daha günlük (hatta yazlıklık =) bir sandalet diyebiliriz sanıyorum.






Sağdaki "flat" sandalet ülkemizin yeni yeni kavuşma fırsatı bulduğu Jimmy Choo imzalı. Son derece şirin ve özgün bir modelde olan, vişne-gül kurusu tabir edilebilecek sandalette yuvarlak zımba-buton ayrıntıları kullanılmış. Arkası elastik olan bandın getireceği giyim rahatlığından söz bile etmiyorum. Hem günlük kıyafetlerin altına hem de abartılı bir durum olmadıkça gece çıkıldığında giyilebilir bu cici flat.



Sağda ise yine bir River Island sandaleti görüyoruz. Çok sayıda bant olması göz kalabalığına yol açabilecek olsa da, deri üzerine zımba görünümlü ayrıntıların bu sene çok gözde olması, bu sandaleti güle güle giyilebilir hale getiriyor. Az sonra bahsedeceğim gladyatör sandaletlerini andırmasıyla benim yadırgadığım bantlar artıya da dönüşebilir bazılarının gözünde.

Yandaki gladyatör sandaletleri Dolce&Gabbana markalı. Dolce&Gabbana tanıdığımız kadarıyla şatafattan vazgeçmez, bu beyaz gladyatörler de görüşümüzü doğrular nitelikte. Hem içi, hem de üstündeki yuvarlak zımbalar metalik tonda olan sandaletin tabanı ise naturel renkte seçilmiş. Bilekten bağlanmakla birlikte ön tarafında ince, bağcık ayrıntıları var. Benim gibi peynir beyazı bir insan için bu sandaletleri giymek rüya olsa da, esmer ya da bronz, güzel bacaklarda çok hoş duracaklarını düşünüyorum. Bu sandaletler ayağınızdan hayatta düşmez (literally).


Hem gladyatör hem zarif olucam ben diyorsanız, size Aldo'nun kibarlık abidesi gladyatör sandaletini sunuyorum arkadaşlar. Vallahi yazdıkça içimden gidip Aldo'yu soymak geliyor. Konumuza dönelim, bu sandalet modelin gerektirdiği rahatlık ve erkeksiliği bilekten çift bağlanması ile sağlarken, burun kısmının abartıdan uzaklığı ve sandaletin naturel rengi, ayakkabıyı mini elbiselerin altına bile giyilebilir kılıyor. Taban da elbette aynı tonlarda.



Yanda ise benim all-time favourite'ım (en azından bu sezon için) olan Jimmy Choo sandaleti görüyoruz. Artık İstinye Park'tan mı olur yoksa "Akaretler Champs Elysées oluyor" projesi kapsamında bir an önce açılır mı bilemiyorum ama edinmeye de niyetliyim kendisini. Bu parmak arası modelde sandaletin vurucu noktası elbette ki bilek bölümü. Parmak arası bölümü son derece ince bir ip modunda olup, bilekten mücevher havası veren bir parça ile bağlanması modele özgünlüğünü veriyor. İnce yapılı, uzun ince parmaklı, güzel bir ayağa sahip (zira ayağınız tamamen ortalıkta olacak) esmerler bordo, beyaz tenliler bordo ya da kırmızı oje sürerek inanılmaz bir görünüm yakalayabilirler bu Choo ile.

Yazıma size şu ana kadar gösterdiklerimle alakasız, ama insanda alıp da şeker gibi yeme arzusu uyandıran bu Fornarina sandalet ile son veriyorum. Havlu kumaştan yapılmış bu açık pembe, kurdele ayrıntı içeren bantlı, koyu pembe tabanlı sandaletin bilekte bağlanan ipi yumuşacık ve esnek. Topuğu ise dolgu modelinin enteresan bir türü. Herkesin giymeyeceği ya da giyemeyeceği bir sandalet belki ama sevimliliği su götürmez. En azından gidip bir denemek lazım sırf zevk için de olsa.

Pazar, Mart 02, 2008

02.03.2008

Evet bugün de ne zamandır aklımda olan bi konuya değineyim dedim ve İstanbul Avrupa yakasındaki bazı alışveriş merkezlerinden bahsetmeye karar verdim. Yalnız öncelikle şunu belirtmeliyim; alışveriş merkezi olayının büyük bir taraftarı sayılmam ben. Bana kalırsa sıra sıra mağazaların, aralarda restoranların, kafelerin olduğu şirin bir sokakta yürümek çok daha zevkli. Bi New York’u düşünelim mesela, kim Fifth Avenue varken gidip de bi alışveriş merkezine kapanır ki? (Bu da bana Sex and the City’nin Carrie’sinin “Shopping is my cardio” demesini hatırlattı) Ya da Champs-Elysées varken kim ne yapsın koskoca bi binanın içinde cirit atmayı? İstanbul’da da Nişantaşı ve Bağdat Caddesi var bizim gibi mall-sevmez insanlar için. Ama ne yalan söyleyeyim, zaman darlığı çeken birçok İstanbullu için alışveriş merkezlerinin pratikliği tartışılamaz. Bu mekanların birkaçını ele alalım bakalım, her biri ayrı bir gün olmak üzere.

Öncelikle ilk göz ağrımız, Etiler semtinin popülerleşmesine neden olmuş, eski fakat vazgeçilemeyen (kısmen evime çok yakın olduğu için) Akmerkez’i ele alalım. Akmerkez’in bana kalırsa en önemli avantajı basit ve akılda kalan mimarisi. Deliler gibi inip çıkmanız, oradan oraya koşmanız gerekmiyor, özellikle de her zaman belli mağazaları dolaşıyorsanız. Her genç kızın sevgilisi olan Zara ve Mango’nun varlığı, La Senza, Marks&Spencer, Ay Yıldız ve Zeki Triko’nun sunduğu geniş iç çamaşırı-pijama seçenekleri, ev hayvanına sahip olan insanların (misal ben) ayaküstü alışveriş yapmasına olanak sağlayan PetShop’ı ve elbette 3 katlı devasa Beymen’i ile Akmerkez iç açıcı bir mall bana kalırsa. Home Store da Cengiz Abazoğlu tasarımları’nın yanısıra Anna Sui, Valentino, vs gibi bir çok ünlü markaya yer veriyor. Yine büyük bir alanı ve birbirinden ilgili ve sevimli (muhtemelen annem en sağlam müşterilerinden olduğu için) satış elemanları olan Sevil Parfümeri, benim gibi parfümerifobik (kozmetik ürünler kullanma açısından değil elbette, bu ürünlerin satıldığı mekanlara girme açısından... girer girmez üstünüze saldıran, sizi palyaçoya, bülent ersoy’a ya da gotik-emoya benzeten bir ruju, farı, fondoteni bile AYY ÇOK YAKIŞTI diye satmaya çalışan satış elemanları sağolsun) bir şahsın bile sık sık gireceği bir dükkan. Armani ürünleri satmaya başlamaları da beni özellikle sevindirdi. Sevil’den bahsedip de M.A.C.’i unutmamalı tabii ki. Göz kalemi kullanmadan asla evden çıkmayan biri olarak, eğer siz de kalemi göz altlarınıza uygulayıp dağıtarak “buğulu görünüm” elde etme meraklısıysanız, M.A.C.’in yumuşak ve waterproof göz kalemleri bir numara diyorum.