Cuma, Mart 27, 2009

It's nice to write

Zaman da ne kadar çabuk geçiyor. Artık edebiyat çevirisinin (tabii What Men Say, What Women Hear ne kadar edebiyat sayılırsa) (ama Black Swan Green nezih bir eser) sayılı isimlerinden olduğum için tabii. Ahaha. Uzun zamandır hiçbir şey yazmadığımı,hayır, hiçbir şey üretmediğimi fark ettim. Yazıyorum ama başkalarının kelimelerini. Çeviri böyle bir şey işte, uğraşıyorsun didiniyorsun, bir şeyler yaratıyorsun, adını duyan olmuyor.
Efendim bugün yine modayla sinema/tv ve müzik arasında kalmışlığımı sergileyerek beklenmeyen bir konu seçeceğim. Skins adlı diziden bahsetmek istiyorum. Bununla ilişik olarak da MGMT'den.
Skins 2007'den beri devam eden, şu an üçüncü sezonunda olan bir İngiliz dizisi. Bristol kentinde geçiyor ve 16-17 yaşındaki arkadaş gruplarını anlatıyor. Gruplarını diyorum, çünkü ilk iki sezon Tony Stonem ve arkadaşları çevresinde dönerken üçüncü sezonda eski kadro tamamen rafa kaldırılıyor, yerine Tony'nin kardeşi Elizabeth "Effy" Stonem ve arkadaşları geliyor. Effy'yi ilk iki sezonda da çok sık olmamakla beraber görüyoruz.
Skins'i çok büyük bir zevkle izlediğim için fazla spoiler verip insanların dizi keyfine limon sıkmak istemiyorum açıkçası. Şu kadarını söyleyeyim, dram mı komedi mi anlamakta güçlük çekeceğiniz, karakterlerin her birine arkadaşınızmışçasına nasıl bağlandığınızı anlamayacağınız, çok da heyecanlı olaylar olmamasına rağmen sizi niçin bu kadar süreklediğine anlam veremeyeceğiniz bir dizi skins. The O.C.'yle, Dawson's Creek'le, hele hele Gossip Girl'le falan hiç ilgisi alakası olmayan bir dizi. İngiliz dizilerinin geleneğini bozmayarak 9-10 bölümden oluşuyor her bir sezonu, tadı insanın damağında kalıyor. Bugün üçüncü sezonun son bölümü yayınlanacak. (Ya da yayınlanıyor, biz tabii yarın izleyeceğiz.)
MGMT ise Brooklyn'li bir müzik grubu, Ben Goldwasser ve Andrew VanWyngarden'dan oluşuyor. Birçok ödül aldılar, Last fm'de 2008'in en çok dinlenen grubu oldular. Oracular Spectacular adlı tek bir albümleri var. (Climbing to New Lows diye bi albümleri de var ama, o grubun adının Management olduğu zamandan kalma.)
MGMT'yle nasıl tanıştım: Öncelikle tanıştığımı fark etmeden tanıştım. Gossip Girl'ün birinci sezonunun final bölümünde "Time To Pretend" adlı hakkaten spectacular şarkıları çalındı. Gelgelelim artık Gossip Girl sezon sonu yapıyor (sezon sonu indirimi) diye midir nedir, heyecanımıza geldi, neye uğradığımızı şaşırdık ve farkına varamadık bu şarkının. Burada suçun bir kısmını üstümden atarak bu şarkının Gossip Girl'de harcanıp gittiğini belirtmek istiyorum. Ne alaka şimdi Time to Pretend ve Gossip Girl? Ne şarkıdaki umursamazlık ne de avarelik var GG'de. Her şey planlı, herkes kurnaz. Herkesin aklı başında, tipi düzgün ve maşallah cebinden para eksik değilken bu insanlara sempati duymak zor mu? Blair'i beğeniyosun diyelim. (Zira Serena'yı aklı başında hiçbir insanın hiçbir nedenden beğeneceğine ihtimal vermiyorum.) Niye beğeniyosun Blair'i? 1- Güzel giyiniyor. (Niye? Çünkü zengin.) 2- Ukala, insanları eziyor, bu da insanlara komik/çekici geliyor. (Nasıl ezebiliyor bu kız herkesi? Çünkü zengin.) 3- Zeki ve başarılı. (Xekasının ne değeri var Constance denen yükte hafif pahada ağır okula gitmese? Bu okula nasıl gidiyor bu kız? Çünkü zengin.) Chuck desen öyle. O Chuck sokakta senden çakmak istese vermezsin. Oysaki Skins'e bak. Ne delisi eksik, ne çirkini, ne sokaklarda yatanı ama hepsini ayrı ayrı seviyorsun. İkinci bölümün sezon finaline MGMT-Time to Pretend öyle bir cuk oturmuş ki...
Ne var ki Gossip Girl MGMT'yle bayılıyor. Sezon 2, bölüm 19'da bu kez "Kids" adlı parçanın katledildiğini görüyoruz. "Kids"le Nate ve Nate'in karun kadar zengin olan ailesinin beyzbol oynamasının ne alakası var? Vah vah, Nate'in geleceğini başkaları çiziyomuş, Nate entel sevgilisi Venessa'yla yazın Avrupa'yı dolaşacağına belediye başkanının ofisinde staj yapıcakmış. Gözyaşlarım sel oldu ekran başında. Blair Yale'e gidemiycekmiş, o yüzden (başka bir zengin velet olan) Carter'la işi pişirmiş, sonra da oraya buraya gidip kendine üniversite bulmaya çalışmış. Kalbim kan ağlıyor. O üniversiteye gitse ne olucak gitmese ne olucak? Zaten derdi Yale, hangi bölüm olduğunu bile söylemiyo kız. Bizim burda Boğaziçi olsun da çamurdan olsun diyen tiki zihniyetiyle birebir aynı.
Bu yazdıklarımdan içimde derin bir zengin nefreti beslediğim sanılmasın. Yalnızca Skins izledikçe başka dizilerin ne kadar sahte geldiğini ifade etmeye çalıştım. Yoksa pekala da bayıla bayıla izliyorum Gossip Girl'ü. Yalnız Privileged artık izlenmeyecek kadar uyduruk gelmeye başladı. Bundan Skins sorumludur. Benim kabahatim yok.