Evet bugün de ne zamandır aklımda olan bi konuya değineyim dedim ve İstanbul Avrupa yakasındaki bazı alışveriş merkezlerinden bahsetmeye karar verdim. Yalnız öncelikle şunu belirtmeliyim; alışveriş merkezi olayının büyük bir taraftarı sayılmam ben. Bana kalırsa sıra sıra mağazaların, aralarda restoranların, kafelerin olduğu şirin bir sokakta yürümek çok daha zevkli. Bi New York’u düşünelim mesela, kim Fifth Avenue varken gidip de bi alışveriş merkezine kapanır ki? (Bu da bana Sex and the City’nin Carrie’sinin “Shopping is my cardio” demesini hatırlattı) Ya da Champs-Elysées varken kim ne yapsın koskoca bi binanın içinde cirit atmayı? İstanbul’da da Nişantaşı ve Bağdat Caddesi var bizim gibi mall-sevmez insanlar için. Ama ne yalan söyleyeyim, zaman darlığı çeken birçok İstanbullu için alışveriş merkezlerinin pratikliği tartışılamaz. Bu mekanların birkaçını ele alalım bakalım, her biri ayrı bir gün olmak üzere.
Öncelikle ilk göz ağrımız, Etiler semtinin popülerleşmesine neden olmuş, eski fakat vazgeçilemeyen (kısmen evime çok yakın olduğu için) Akmerkez’i ele alalım. Akmerkez’in bana kalırsa en önemli avantajı basit ve akılda kalan mimarisi. Deliler gibi inip çıkmanız, oradan oraya koşmanız gerekmiyor, özellikle de her zaman belli mağazaları dolaşıyorsanız. Her genç kızın sevgilisi olan Zara ve Mango’nun varlığı, La Senza, Marks&Spencer, Ay Yıldız ve Zeki Triko’nun sunduğu geniş iç çamaşırı-pijama seçenekleri, ev hayvanına sahip olan insanların (misal ben) ayaküstü alışveriş yapmasına olanak sağlayan PetShop’ı ve elbette 3 katlı devasa Beymen’i ile Akmerkez iç açıcı bir mall bana kalırsa. Home Store da Cengiz Abazoğlu tasarımları’nın yanısıra Anna Sui, Valentino, vs gibi bir çok ünlü markaya yer veriyor. Yine büyük bir alanı ve birbirinden ilgili ve sevimli (muhtemelen annem en sağlam müşterilerinden olduğu için) satış elemanları olan Sevil Parfümeri, benim gibi parfümerifobik (kozmetik ürünler kullanma açısından değil elbette, bu ürünlerin satıldığı mekanlara girme açısından... girer girmez üstünüze saldıran, sizi palyaçoya, bülent ersoy’a ya da gotik-emoya benzeten bir ruju, farı, fondoteni bile AYY ÇOK YAKIŞTI diye satmaya çalışan satış elemanları sağolsun) bir şahsın bile sık sık gireceği bir dükkan. Armani ürünleri satmaya başlamaları da beni özellikle sevindirdi. Sevil’den bahsedip de M.A.C.’i unutmamalı tabii ki. Göz kalemi kullanmadan asla evden çıkmayan biri olarak, eğer siz de kalemi göz altlarınıza uygulayıp dağıtarak “buğulu görünüm” elde etme meraklısıysanız, M.A.C.’in yumuşak ve waterproof göz kalemleri bir numara diyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder