Kadınların çoğunun en sevdiği aktivite bazen eğlence olmaktan çıkıp tatsız bir olaya dönüşebiliyor. Özellikle de belli bir süre geçip de dolabınıza baktığınızda, bırakın giymek, dolabınızda tutmak bile istemeyeceğiniz giysilerle karşılaşmak çok sıkıcı olsa gerek. İnsan "bunları neden ve nasıl bir ruh hali içinde almışım ki?" diye soruyor kendisine. Bunun cevabı muhtemelen "bir indirim çılgınlığı esnasında" olacaktır. Kendimizi nasıl tutacağımızdan, neyi almamız ve neyi almamamız gerektiğinden bahsedelim biraz.
1- "Bir şeyler almak" için dışarı çıkmayın. Planlı programlı olun, dergilere, internete bakın. Tam olarak belirli bir markanın belirli bir ürününü saptayamasanız da, en azından genel bir şey olsun aklınızda, örneğin: "Bugün dolgu topuklu ayakkabı almaya çıkıyorum","Sarı bir şey almaya çıkıyorum." Eğer ihtiyacınız yoksa bunun dışında hiçbir şey almamaya şartlayın kendinizi. Zorluk çekeceğinizi biliyorsanız normalde bir şey almadan çıkamadığınız dükkanlara uğramayın. Mesela ben Mango'ya girersem elim kolum dolu çıkıyorum genelde.
2- Hesabınızı bilin, para biriktirin. Bunu söylerken altından kalkamayacağınız kadar alışveriş yapmayın demiyorum, bunu yapmayacak kadar mantıklısınızdır zaten. Demek istediğim şu düşünce tarzını yerleştirmek: abuk subuk 10 tane benzer üründen alacağıma, bir tane ama çok kalitelisini alırım. Siz de dolabınızı açtığınızda muhtemelen 10 tane lüzumsuz bluz görüyorsunuz mesela hiç giymediğiniz. Her birine 100 ytl vermiş olduğunuzu düşünün, buyrun size bir adet Chanel bluz parası. Elinize geçen her kuruşu anında harcamayın. Biraz sabredip daha güzel şeyler aldığınızda kendinizi daha iyi hissedersiniz.
3- Hangi durumda daha rahat alışveriş yaptığınızı belirleyin. Bazı insanlar zevkine güvendikleri bir arkadaşlarıyla alışverişe gitmeyi tercih eder. Eğer böyle bir arkadaşınız varsa, bir şeyin size yakışıp yakışmadığını da dürüstçe söyleyeceğine inanıyorsanız, birlikte alışverişe çıkıp çok eğlenebilirsiniz. Bazıları ise yanlarında birisi varken acele eder, doğru düzgün düşünmeden, sırf yanındakini bekletmemek için işini çabucak tamamlamaya çalışır. Malesef bu da eve döndüğünüzde bir çok abuk subuk şey almış olduğunuzu fark etmenize yol açar. O yüzden eğer siz de benim gibi tek başınıza alışveriş etmekten hoşlanıyorsanız almayın yanınıza kimseyi. Böylece tek bir pantolon için 100 tane dükkan dolaşmanıza, saatlerce kabinde kalıp düşüncelere dalmanıza ya da kararsızlıkla aynı yerleri tekrar tekrar dolaşıp, 5 saatin sonunda hiçbir şey almadan eve dönmenize laf edecek kimse olmaz. Ayrıca kendi zevkine uymasa bile sizin üzerinizde bir şeyin güzel durduğunu fark edip, sizi almaya teşvik edecek kadar moda gözü gelişmiş arkadaş zor bulunur.
Not: Erkek arkadaşınızdan alışveriş yoldaşınız olmasını istemeyin. Hem o sıkıntıdan patlayacak, hem de size olan "sevgisi"nden ötürü, üstünüzde en iğrenç duran şeyi bile alkışlayacaktır.
4. Bir şeyi vitrinde ya da bir mankenin üzerinde güzel duruyor diye almayın. Canınız ne kadar istemese bile, kabinlerde 100 kişilik kuyruk olsa bile, üstünüzde 20 kat kıyafet olsa bile yılmayın, deneyin. Bazı kıyafetler çok ilginç, şaşaalı, güzel durabiliyor askılarda ve raflarda. Ama sizin üstünüzde öyle durmayabilir. İçinde kendinizi rahat hissetmeyebilirsiniz. Oysaki en sade kıyafet bile üstünüze güzel oturur, vücut hatlarınız ve teninizle giderse çok daha doğru bir seçim olacaktır. Çünkü en sık ve severek giyeceğiniz kıyafet odur.
5. Kendinize karşı dürüst olun, vücudunuzla ilgili olumsuz noktaları kabul edin. Herkesin beğenmediği bir yerleri vardır, Heidi Klum'un bile. Bacaklarınızın üst kısmı kalınsa mini etekler almayın, göğüsleriniz çok küçükse göğüs kısmı çok dar, düz renkli bluzlardan kaçının. Boyunuz kısaysa diz ya da diz üstü, mini etekleri tercih edin, vesaire. Bir de yeni kıyafetleri motivasyon aracı olarak kullanma durumu var ki ben çok saçma buluyorum. 34 beden bi pantolon alıp ben bunun içine girene kadar diyet yapacağım demeyin. Yemek yemenin zevki giyinmenin zevkini genelde alt eder arkadaşlar. Önce 34 beden olun, sonra alın pantolonunuzu. Ama moral bozmayalım, bu söylediklerimin bir de tam tersi var elbette. Güzel yanlarımız. Giyinirken ve kıyafet alırken vücudumuzun güzel kısımlarını vurgulayacak olanları seçmeliyiz. Ayaklarınız güzelse onları ağır ağır botların, lastik ayakkabıların içine hapsetmeyin. Bacaklarınız uzun ve biçimliyse dar pantolonlardan, mini eteklerden kaçınmayın.
6. Hevesli satış görevlileri konusunda dikkatli olun. Neyse ki artık giyim mağazalarında peşinizden ayrılmayıp zaten gördüğünüz şeyleri size manasızca gösteren, ne alıp ne almayacağınıza karışan insanlar yok. Herkes istediğine bakıyor, istediğini deniyor. Malesef bazı dükkanlarda durum böyle değil. Öncelikle bu vakanın daha hafif görüldüğü yer olan ayakkabıcılardan söz edelim. Ayakkabı dükkanlarında şunu alın bunu alın diye peşinizden gelmeseler de, gerek bunlar daha küçük mekanlar olduğu için gerekse de beğendiğiniz ayakkabının size uyan numarası içerilerden getirdildiği için, başınızda genelde biri olur. O biri ayakkabıları taa içerden getireceği, hatta ve hatta size elleriyle giydirmeye çalışacağı için kendinizi suçlu hissedip denediğiniz ayakkabıyı almaya kalkışabilirsiniz. Saçmalamayın. Herkesin bir mesleği var ve insanlar mesleklerinin gerektirdiğini yapıyorlar. Onun işi de sizin istediğiniz ayakkabıyı getirip sizinle ilgilenmek. Ona karşı insanlık suçu işlemiyorsunuz ayakkabıyı almayarak. (yüz bin kere "o" dedim, sanki hypothetical olmaktan çıktı "o", şimdi de onunla ilgili ileri geri konuştum diye suçluluk duyuyorum valla) Şimdi bu durumun en vahim olduğu mekandan bahsedelim: Parfümeriler! Buradaki ürünleri malesef bir kabinde deneyip, beğenmedim, almıyorum kardeşim deme şansınız olmuyor pek. Daha ziyade bu ürünler görevliler tarafından size hile ve cebrenle uygulanıyor, ardından da yalan yanlış ÇOK GÜZEL OLDU nidalarıyla ürünü almak zorunda bırakılıyorsunuz. Psikolojik baskı. Daha da kötüsü bu insanlara bir ürün almış olmanız yetmiyor, "bu rujla birlikte gidecek eflatunumsukırmızıyakaçanmavi farınız var mı?" "aaa yok mu?" "bakın bu çok güzel" şeklinde daha da iç sıkıcı söylemlere giriyorlar. Uzun dakikalar sonra eliniz kolunuz dolu, parasız biçimde çıkıyorsunuz dükkandan. Bunlar için benim formülüm bana ne lazımsa anneme söyleyip onu kurban olarak göndermek. Ama herkesin böyle bir lüksü yok. O yüzden vicdanınızı katılaştırıp, gerekirse sert olmayı göze alıp bu insanların karşısına dikileceksiniz. Ya da hile yapıp her gösterdiği ürün için ONDAN BENDE VAR deyin :)
Salı, Nisan 01, 2008
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder